Bu nedenle benim açımdan en mantıklı kombinasyonlardan biri közlenmiş patlıcanı protein içeren bir öğenin parçası haline getirmek olur. Örneğin yoğurt, yumurta, baklagiller veya uygun miktarda et/tavuk/balıkla birlikte tüketildiğinde öğünün genel besin profili değişir.
Burada önemli olan da yine porsiyon ve toplam enerji.
Üç büyük kase sade közlenmiş patlıcan ile küçük bir porsiyon patlıcanın üzerine bol miktarda yağ, tahin, peynir ve ekmek eklemek metabolik açıdan aynı öğün değildir.
Erkeklerin ve kadınların kilo kontrolü açısından bakışı farklı mı?
Beslenme tartışmalarında erkeklerin daha çok kalori, makro besinler ve porsiyon hesabına; kadınların ise sosyal ortam, beden algısı, aile alışkanlıkları ve yeme davranışlarının psikolojik boyutlarına odaklandığı sıkça söyleniyor. Fakat bunu biyolojik bir kural gibi kabul etmek doğru olmaz.
Her iki yaklaşım da aslında gerekli.
Veri odaklı bakış açısı “100 gramda kaç kalori var, ne kadar yağ ekledim, toplam enerji dengem ne durumda?” sorularını gündeme getiriyor. Bu, kilo kontrolünün nicel tarafını anlamak için yararlı.
Sosyal ve empati odaklı bakış ise “Bu yiyeceği neden bu şekilde tüketiyorum?”, “Ailemle birlikte yemek yerken porsiyonumu değiştirmek zorunda hissediyor muyum?”, “Diyet yaptığım için sevdiğim yiyeceklerden tamamen vazgeçmek sürdürülebilir mi?” gibi soruları gündeme getiriyor.
Bunlardan birini diğerinden üstün görmek gerekmiyor.
Üstelik araştırmalar erkek ve kadınları ayrı “beslenme karakterlerine” indirgemiyor. PREDIMED gibi büyük randomize çalışmalarda hem erkekler hem kadınlar değerlendirilmiş ve beslenme müdahalelerinin etkileri objektif ölçümlerle incelenmiştir. PubMed
Bence en sağlıklı yaklaşım, kişiyi cinsiyet kalıplarına sıkıştırmadan hem matematiği hem de gerçek yaşam koşullarını hesaba katmak.
Közleme yöntemi besin değerini değiştiriyor mu?
Evet, fakat burada “değişim” otomatik olarak “kötüleşme” anlamına gelmiyor.
2020 yılında Food Chemistry dergisinde yayımlanan bir araştırmada koyu mor patlıcanın fırınlama, haşlama, kızartma ve ızgara gibi farklı yöntemlerden sonra fenolik bileşiklerinin kaderi incelendi. Çalışmada 37 fenolik bileşik tanımlandı ve pişirme yöntemlerinin bunların miktarı ile sindirim sonrası biyoyararlanabilirliğini farklı biçimlerde etkilediği görüldü. PubMed
Örneğin kızartmada toplam hidroksisinnamik asitlerde artış görülürken, ızgara ve fırınlamada farklı kayıplar ve bileşik dağılımları ortaya çıktı. Bu sonuçlar bize basit bir gerçeği hatırlatıyor: “Çiğ her zaman daha iyi, pişmiş her zaman daha kötü” şeklinde bir beslenme kuralı bilimsel açıdan yeterli değildir.
Közleme yöntemiyle ilgili asıl kilo kontrolü problemi, patlıcanın kendisinden çok hazırlama sırasında kullanılan yağ ve sonradan eklenen yüksek kalorili malzemelerin miktarıdır.
Patlıcan közlemesi hangi durumda kilo aldırabilir?
Sade veya az yağlı közlenmiş patlıcanın kendisinin kilo aldırıcı özelliği olduğunu söylemek güç.
Fakat şu senaryolarda toplam enerji hızla yükselir:
- Çok miktarda zeytinyağı eklenmesi,
- Tahin veya mayonez gibi enerji yoğun sosların kullanılması,
- Fazla peynir eklenmesi,
- Büyük miktarda ekmek veya pideyle tüketilmesi,
- Patlıcanın yanında yüksek kalorili ana yemeklerin bulunması,
- “Sebze olduğu için sınırsız yiyebilirim” düşüncesiyle porsiyonların kontrol edilmemesi.
Özellikle enerji yoğunluğu konusu burada önem kazanıyor. Sistematik araştırmalar yüksek enerji yoğunluklu beslenme biçimleriyle daha yüksek vücut ağırlığı arasında ilişki bulsa da, bu ilişkinin tüm bireylerde aynı şekilde ortaya çıkmadığını ve gözlemsel çalışmaların nedensellik konusunda sınırlı olduğunu unutmamak gerekir. PubMed+1
Yani tek bir yiyeceğe “kilo aldırıyor” veya “kilo aldırmıyor” etiketi yapıştırmak yerine öğünün tamamına bakmak daha bilimsel.
Bilimsel olarak en makul sonuç nedir?
Patlıcan közlemesi, sade veya ölçülü yağ kullanılarak hazırlandığında düşük enerji yoğunluklu, lif içeren ve kilo kontrolüne uygun bir besin seçeneği olabilir. Patlıcanın kendisi yüksek kalorili değildir; dolayısıyla normal porsiyonlarda yalnızca patlıcan tüketmek üzerinden ciddi bir kilo artışı beklemek mantıklı değildir. Foodatron+1
Fakat zeytinyağı, tahin, peynir, soslar ve ekmek gibi eşlikçiler toplam enerji hesabını değiştirebilir. Bu yüzden “patlıcan közlemesi kilo aldırır mı?” sorusunun bilimsel cevabı aslında şudur:
Patlıcanın kendisi kilo aldıran bir yiyecek olarak değerlendirilemez; kilo üzerindeki etkisini esas olarak porsiyon, hazırlama yöntemi, eklenen yağlar ve günün toplam enerji dengesi belirler.
Bence burada asıl tartışılması gereken soru da şu: Diyet yaparken sevdiğimiz yiyecekleri tamamen yasaklamak mı daha sürdürülebilir, yoksa porsiyon ve hazırlama biçimini değiştirerek onları beslenme düzeninin içinde tutmak mı?
Üstelik düşük enerji yoğunluklu yiyeceklerin tokluk üzerindeki etkilerini inceleyen randomize çalışmalar da bu konunun yalnızca “kalori hesabı”ndan ibaret olmadığını gösteriyor. 2020 tarihli sistematik derleme ve meta-analizde 11 randomize çalışma değerlendirilmiş; enerji yoğunluğundaki değişikliklerin açlık üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken tokluk ölçümlerinde artış gözlenmişti. Araştırmacılar daha yüksek kaliteli randomize çalışmalara ihtiyaç olduğunu da vurguladı. PubMed
Dolayısıyla benim için en gerçekçi yaklaşım şu: Közlenmiş patlıcanı sofradan çıkarmak yerine, ne kadar yağ kullandığımızı, yanında ne yediğimizi ve porsiyonun günlük beslenmemizin neresine oturduğunu sorgulamak.
Sonuçta kilo kontrolünü belirleyen şey tek başına patlıcan değil, uzun vadeli beslenme örüntüsü.
Peki siz közlenmiş patlıcanı tüketirken kaloriyi daha çok patlıcandan mı, yoksa üzerine eklenen zeytinyağı, tahin, peynir ve ekmekten mi geldiğini hesaplıyor musunuz? Sizce diyetlerde asıl sorun bazı yiyeceklerin “yasak” ilan edilmesi mi, yoksa porsiyon ve toplam enerji konusunun yeterince konuşulmaması mı?
Burada önemli olan da yine porsiyon ve toplam enerji.
Üç büyük kase sade közlenmiş patlıcan ile küçük bir porsiyon patlıcanın üzerine bol miktarda yağ, tahin, peynir ve ekmek eklemek metabolik açıdan aynı öğün değildir.
Erkeklerin ve kadınların kilo kontrolü açısından bakışı farklı mı?
Beslenme tartışmalarında erkeklerin daha çok kalori, makro besinler ve porsiyon hesabına; kadınların ise sosyal ortam, beden algısı, aile alışkanlıkları ve yeme davranışlarının psikolojik boyutlarına odaklandığı sıkça söyleniyor. Fakat bunu biyolojik bir kural gibi kabul etmek doğru olmaz.
Her iki yaklaşım da aslında gerekli.
Veri odaklı bakış açısı “100 gramda kaç kalori var, ne kadar yağ ekledim, toplam enerji dengem ne durumda?” sorularını gündeme getiriyor. Bu, kilo kontrolünün nicel tarafını anlamak için yararlı.
Sosyal ve empati odaklı bakış ise “Bu yiyeceği neden bu şekilde tüketiyorum?”, “Ailemle birlikte yemek yerken porsiyonumu değiştirmek zorunda hissediyor muyum?”, “Diyet yaptığım için sevdiğim yiyeceklerden tamamen vazgeçmek sürdürülebilir mi?” gibi soruları gündeme getiriyor.
Bunlardan birini diğerinden üstün görmek gerekmiyor.
Üstelik araştırmalar erkek ve kadınları ayrı “beslenme karakterlerine” indirgemiyor. PREDIMED gibi büyük randomize çalışmalarda hem erkekler hem kadınlar değerlendirilmiş ve beslenme müdahalelerinin etkileri objektif ölçümlerle incelenmiştir. PubMed
Bence en sağlıklı yaklaşım, kişiyi cinsiyet kalıplarına sıkıştırmadan hem matematiği hem de gerçek yaşam koşullarını hesaba katmak.
Közleme yöntemi besin değerini değiştiriyor mu?
Evet, fakat burada “değişim” otomatik olarak “kötüleşme” anlamına gelmiyor.
2020 yılında Food Chemistry dergisinde yayımlanan bir araştırmada koyu mor patlıcanın fırınlama, haşlama, kızartma ve ızgara gibi farklı yöntemlerden sonra fenolik bileşiklerinin kaderi incelendi. Çalışmada 37 fenolik bileşik tanımlandı ve pişirme yöntemlerinin bunların miktarı ile sindirim sonrası biyoyararlanabilirliğini farklı biçimlerde etkilediği görüldü. PubMed
Örneğin kızartmada toplam hidroksisinnamik asitlerde artış görülürken, ızgara ve fırınlamada farklı kayıplar ve bileşik dağılımları ortaya çıktı. Bu sonuçlar bize basit bir gerçeği hatırlatıyor: “Çiğ her zaman daha iyi, pişmiş her zaman daha kötü” şeklinde bir beslenme kuralı bilimsel açıdan yeterli değildir.
Közleme yöntemiyle ilgili asıl kilo kontrolü problemi, patlıcanın kendisinden çok hazırlama sırasında kullanılan yağ ve sonradan eklenen yüksek kalorili malzemelerin miktarıdır.
Patlıcan közlemesi hangi durumda kilo aldırabilir?
Sade veya az yağlı közlenmiş patlıcanın kendisinin kilo aldırıcı özelliği olduğunu söylemek güç.
Fakat şu senaryolarda toplam enerji hızla yükselir:
- Çok miktarda zeytinyağı eklenmesi,
- Tahin veya mayonez gibi enerji yoğun sosların kullanılması,
- Fazla peynir eklenmesi,
- Büyük miktarda ekmek veya pideyle tüketilmesi,
- Patlıcanın yanında yüksek kalorili ana yemeklerin bulunması,
- “Sebze olduğu için sınırsız yiyebilirim” düşüncesiyle porsiyonların kontrol edilmemesi.
Özellikle enerji yoğunluğu konusu burada önem kazanıyor. Sistematik araştırmalar yüksek enerji yoğunluklu beslenme biçimleriyle daha yüksek vücut ağırlığı arasında ilişki bulsa da, bu ilişkinin tüm bireylerde aynı şekilde ortaya çıkmadığını ve gözlemsel çalışmaların nedensellik konusunda sınırlı olduğunu unutmamak gerekir. PubMed+1
Yani tek bir yiyeceğe “kilo aldırıyor” veya “kilo aldırmıyor” etiketi yapıştırmak yerine öğünün tamamına bakmak daha bilimsel.
Bilimsel olarak en makul sonuç nedir?
Patlıcan közlemesi, sade veya ölçülü yağ kullanılarak hazırlandığında düşük enerji yoğunluklu, lif içeren ve kilo kontrolüne uygun bir besin seçeneği olabilir. Patlıcanın kendisi yüksek kalorili değildir; dolayısıyla normal porsiyonlarda yalnızca patlıcan tüketmek üzerinden ciddi bir kilo artışı beklemek mantıklı değildir. Foodatron+1
Fakat zeytinyağı, tahin, peynir, soslar ve ekmek gibi eşlikçiler toplam enerji hesabını değiştirebilir. Bu yüzden “patlıcan közlemesi kilo aldırır mı?” sorusunun bilimsel cevabı aslında şudur:
Patlıcanın kendisi kilo aldıran bir yiyecek olarak değerlendirilemez; kilo üzerindeki etkisini esas olarak porsiyon, hazırlama yöntemi, eklenen yağlar ve günün toplam enerji dengesi belirler.
Bence burada asıl tartışılması gereken soru da şu: Diyet yaparken sevdiğimiz yiyecekleri tamamen yasaklamak mı daha sürdürülebilir, yoksa porsiyon ve hazırlama biçimini değiştirerek onları beslenme düzeninin içinde tutmak mı?
Üstelik düşük enerji yoğunluklu yiyeceklerin tokluk üzerindeki etkilerini inceleyen randomize çalışmalar da bu konunun yalnızca “kalori hesabı”ndan ibaret olmadığını gösteriyor. 2020 tarihli sistematik derleme ve meta-analizde 11 randomize çalışma değerlendirilmiş; enerji yoğunluğundaki değişikliklerin açlık üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken tokluk ölçümlerinde artış gözlenmişti. Araştırmacılar daha yüksek kaliteli randomize çalışmalara ihtiyaç olduğunu da vurguladı. PubMed
Dolayısıyla benim için en gerçekçi yaklaşım şu: Közlenmiş patlıcanı sofradan çıkarmak yerine, ne kadar yağ kullandığımızı, yanında ne yediğimizi ve porsiyonun günlük beslenmemizin neresine oturduğunu sorgulamak.
Sonuçta kilo kontrolünü belirleyen şey tek başına patlıcan değil, uzun vadeli beslenme örüntüsü.
Peki siz közlenmiş patlıcanı tüketirken kaloriyi daha çok patlıcandan mı, yoksa üzerine eklenen zeytinyağı, tahin, peynir ve ekmekten mi geldiğini hesaplıyor musunuz? Sizce diyetlerde asıl sorun bazı yiyeceklerin “yasak” ilan edilmesi mi, yoksa porsiyon ve toplam enerji konusunun yeterince konuşulmaması mı?