Dinde muâmelât ne demek ?

Behime

Global Mod
Global Mod
Bence burada çıkarılabilecek güzel bir ders var:

Çözüm odaklılık ile empati birbirinin düşmanı değildir.

Biri “Nasıl çözeriz?” diye sorar.

Diğeri “Bu çözüm insanlara nasıl dokunacak?” diye sorar.

Sağlıklı bir toplumsal düzenin ikisine de ihtiyacı vardır.

Muâmelâtın Tarihsel Boyutu: Çarşıdan Mecelle'ye

Yusuf ve Meryem'in dükkânını tarihsel bir çarşıya taşıdığımızda tablo daha da ilginç hale geliyor.

İslâm hukuk geleneğinde muâmelât, toplumun ekonomik ve sosyal hayatıyla yakından ilişkiliydi. Alışveriş, ortaklık, kira, rehin, borç ve mülkiyet gibi meseleler hukukçular tarafından ayrıntılı biçimde ele alındı.

Bunun sebebi yalnızca teorik bir hukuk merakı değildi.

Çünkü toplum değiştikçe yeni meseleler ortaya çıkıyordu.

Yeni ticaret biçimleri, farklı ortaklık modelleri, yeni ekonomik ilişkiler ve değişen örfler hukuk düşüncesinin karşısına yeni sorular çıkarıyordu.

TDV İslâm Ansiklopedisi, muâmelât alanında içtihat ve değerlendirmelerin önemli bir yer tuttuğunu; nas bulunmayan veya ayrıntısı belirlenmemiş meselelerde zaman, mekân ve örfün dikkate alınabildiğini belirtir. TDV İslâm Ansiklopedisi+1

Osmanlı döneminde bunun dikkat çekici örneklerinden biri Mecelle'dir.

Mecelle, İslâm hukuk geleneğindeki özellikle muâmelât alanına ilişkin hükümlerin sistematik bir hukuk metni haline getirilmesi açısından önemli bir tarihsel örnektir.

Burada insanın aklına şu soru geliyor:

Dinî hukuk dediğimiz şey tarih boyunca toplumdan tamamen kopuk, değişmez bir metinler bütünü olarak mı yaşadı?

Tarih bize bunun daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Temel ilkeler ile bu ilkelerin farklı dönemlerde uygulanma biçimleri arasında ayrım yapmak gerekiyor.

Muâmelât Neden İbadetten Farklı Bir Mantık Taşır?

İbadetler söz konusu olduğunda namaz, oruç ve benzeri ibadetlerin temel şekilleri dinî kaynaklarda belirlenmiştir.

Muâmelât alanında ise insan ilişkilerinin değişkenliği çok daha belirgindir.

Bugün internet üzerinden yapılan bir alışverişi düşünelim.

Satıcı başka bir şehirde.

Alıcı başka bir ülkede.

Ürün fiziksel olarak henüz ortada yok.

Ödeme dijital ortamda yapılıyor.

İade şartları elektronik sözleşmelerle belirleniyor.

Şimdi klasik dönem insanlarının karşılaştığı bir pazar alışverişi ile bugünün çevrim içi ticaretini aynı biçimde düşünmek mümkün mü?

Elbette değil.

Ama “dürüstlük”, “haksız kazançtan kaçınma”, “rıza”, “hakkın korunması” ve “zararın önlenmesi” gibi temel ilkeler hâlâ anlamını koruyabilir.

İşte muâmelâtın dinamik tarafı burada ortaya çıkar.

Diyanet'in ilmihal kaynaklarında da muâmelât hükümlerinin temelde adalet ilkesine dayandığı, Kur'an ve Sünnet'te çoğu zaman temel ilkeler ve amaçların ortaya konulduğu; bu alanın bazı hükümlerinin zaman, yer ve örfe göre değişebildiği belirtilmektedir. Web Dosyası

Bir Akşam Gelen Son Mektup

Yıllar geçti.

Yusuf ve Meryem'in dükkânı büyüdü.

Bir akşam dükkânı kapatırken eski tedarikçilerinden birinden mektup geldi.

Adam şöyle diyordu:

“Yıllar önce yaşadığımız anlaşmazlıkta bana yalnızca paramı isteyen insanlar gibi davranmadınız. Ama hakkınızdan da vazgeçmediniz. O gün bunun nedenini anlamamıştım. Şimdi anlıyorum. Bana insan gibi davranmanız, hakkınızı korumanıza engel olmadı.”

Yusuf mektubu okudu.

Sonra Meryem'e baktı.

“Sanırım muâmelât dediğimiz şey biraz da bu.”

Meryem sordu:

“Nedir?”

Yusuf cevap verdi:

“Birbirimize sadece ne kadar borcumuz olduğunu değil, birbirimize nasıl davranmamız gerektiğini de hatırlatmak.”

Meryem başını salladı.

“Ama bir şeyi unutma.”

“Neyi?”

“İnsanlara iyi davranmak, onların hakkına girmemek demek. Onların hakkını korumak da iyi davranmanın bir parçası.”

Dükkânın ışığını kapattılar.

Sokak sessizleşti.

Fakat hikâyenin sorusu orada bitmedi.

Çünkü aslında muâmelât, eski çarşıların konusu olmaktan çıkıp bizim günlük hayatımıza kadar gelmişti.

Bir arkadaşımıza borç verirken…

Bir ürünü internetten satarken…

Çalışanımızın ücretini belirlerken…

Ortaklık kurarken…

Bir miras meselesinde…

Bir söz verirken…

Hatta bir insanın hakkını savunurken bile karşımıza çıkıyordu.

Peki Bugün Muâmelâtı Nasıl Anlamalıyız?

“Dinde muâmelât ne demek?” sorusuna yalnızca “insanlar arası hukuk” şeklinde kısa bir cevap vermek mümkün.

Ama bu cevap kavramın ruhunu tam olarak anlatmaya yetmez.

Muâmelât, İslâm hukukunda insanın diğer insanlarla ve toplumla kurduğu ilişkilerin adalet, hak, sorumluluk ve düzen açısından ele alınmasını ifade eden geniş bir alandır. Dar anlamda özellikle malî ve hukukî ilişkileri kapsarken, fıkıh mezheplerine ve tasniflere göre kapsamı farklılaşabilir. TDV İslâm Ansiklopedisi

Bu yüzden muâmelâtı yalnızca “helal mi haram mı?” listesi gibi okumak eksik kalabilir.

Daha derin soru şudur:

Bu ilişki adil mi?

Tarafların rızası var mı?

Birinin hakkı diğerinin kazancına dönüşüyor mu?

Verilen söz tutuluyor mu?

Zayıf olan taraf korunuyor mu?

İnsan, karşısındaki kişiyi yalnızca ekonomik bir araç olarak mı görüyor?

Bu sorular, kavramı bugünün dünyasına taşımamızı sağlar.

Çünkü teknolojinin değişmesi, ticaret biçimlerinin değişmesi veya toplumun ekonomik yapısının dönüşmesi insanın temel ahlâkî problemlerini tamamen ortadan kaldırmıyor.

Bugün dijital cüzdan kullanıyoruz; geçmişte keseler kullanılıyordu.

Bugün çevrim içi sözleşme imzalıyoruz; geçmişte şahitler ve yazılı belgeler kullanılıyordu.

Ama insan hâlâ verdiği sözün arkasında durmak, başkasının hakkını korumak ve adil olmak zorunda.

Belki de muâmelâtın en dikkat çekici tarafı burada.

Dinin gündelik hayatla temas ettiği yerlerden biri olması.

İbadet insanın Allah'la ilişkisini biçimlendirirken, muâmelât insanın o inancın gerektirdiği ahlâkı diğer insanlarla ilişkisinde nasıl ortaya koyduğunu düşündürüyor.

Ve hikâyenin başındaki yaşlı kadının sözleri yeniden akla geliyor:

“İkiniz de haklı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Ama mesele kimin haklı olduğu değil. Mesele, hakkın nasıl korunacağı.”

Belki bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru da tam olarak budur:

Bir insanın hakkını korumakla ona iyi davranmak arasında gerçekten bir seçim yapmak zorunda mıyız?

Yoksa iyi bir muâmelât anlayışı, tam tersine, hakkı korumayı ve insanı incitmemeyi aynı ahlâkın iki parçası olarak mı görmelidir?

Bu sorunun cevabı yalnızca eski hukuk kitaplarında değil, bugün yaptığımız her alışverişte, verdiğimiz her sözde ve kurduğumuz her ilişkide saklı olabilir.

Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muâmelât” ve “Muâmele” maddeleri; Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal I – İman ve İbadetler; Diyanet yayınları, İslâm hukukunda muâmelât ve kul hakkına ilişkin çalışmalar. Web Dosyası+3TDV İslâm Ansiklopedisi+3TDV İslâm Ansiklopedisi+3
 
Üst