Neden aşk olsun deriz ?

Selen

New member
Neden Aşk Olsun? Bir Eleştiri Üzerine Düşünceler

Selam Forumdaşlar!

Aşk… Bu kelime, toplumumuzda o kadar yaygın ve kutsal hale gelmiş ki, neredeyse her anlamda “güzel” ve “doğru” kabul ediliyor. Ama bir şeylerin “olması” ve sadece “olması gerektiği” kabul edilen olgulara baktığımızda, çoğu zaman yüzeysel bakış açılarımızın bizi nereye götürdüğünü anlamadan ilerliyoruz. Peki gerçekten aşk olması gerektiği gibi mi? Neden sürekli "aşk olsun" diyoruz? Belki de bu duygu, hak ettiği kadar eleştirilmemeli ya da belki de düşünmeden “her şeyin çözümü aşk” diye yaklaşmak, bizi yanlış yönlendiriyor.

Bu yazıda, aşkın modern toplumda nasıl ele alındığına ve "aşk olmalı" anlayışının ne kadar sağlam temellere dayandığına dair bir eleştiri yapmak istiyorum. Erkeklerin stratejik düşünme ve problem çözme odaklı yaklaşımlarının, kadınların ise empatik ve insan odaklı bakış açılarının nasıl bu konuya farklı bakış açıları getirdiğini de gözler önüne sereceğim. Hepinizin de bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum. Aşk her zaman olumlu bir şey mi olmalı? Ya da aşk gerçekten her şeyin çözümü mü? Hadi gelin, derinlemesine bir tartışma başlatalım.

Aşk Olsun Derken Ne Demek İstiyoruz?

“Aşk olsun” ifadesi, Türkçe'de bir anlam taşıyan ve genellikle "olsun bitsin" anlayışını yansıtan bir deyimdir. Bunu günlük hayatta sıkça duyuyoruz: İnsanlar bir şey için “aşk olsun” derken, o şeyin en ideal halini ve istenen sonuca ulaşmasını temenni ederler. Fakat, bu kalıp cümle gerçekten sadece bir dilek mi, yoksa toplumun bilinçaltına yerleşmiş bir kültürel baskı mı?

Günümüzde aşkı, sanki her şeyin çözümüymüş gibi yüceltmeye başladık. Birçok şarkı, film ve kitap aşkın zirveye çıkardığı, hayatı güzelleştirdiği ya da "mutlu son"la noktalandığı bir hikayeyi sunar. Bu şekilde aşk bir idealleştirilmiş bir olgu haline gelir, ama gerçekte aşk dediğimiz şey; karmaşık, değişken, bazen acı verici ve zorlayıcı olabilir. Aşk, bu idealleştirilmiş formuyla, insanlara "her şeyin yolunda olması gerektiği" bir baskı yaratır. Peki, bu bakış açısı gerçekten sağlıklı mı?

Erkeklerin Stratejik ve Problem Çözmeye Yönelik Bakış Açısı

Erkeklerin genellikle stratejik ve çözüm odaklı bakış açılarıyla bilindiğini gözlemliyorum. Bu bağlamda, “aşk olsun” yaklaşımını ele alacak olursak, erkekler genellikle aşkı bir çözüm, bir hedef olarak görebilirler. "Aşk, her şeyin yoluna girmesini sağlar" düşüncesiyle bakılabilir. Bunun arkasındaki mantık şu olabilir: Aşk, hayatı anlamlı kılacak bir araçtır ve insanlar sorunlarını aşabilmek için bu duyguyu bulmalı, ona ulaşmalıdır. Ancak burada gizli olan sorun şu: Aşk, gerçekten de her problemi çözer mi? Bu kadar tek bir çözüme odaklanmak ne kadar doğru?

Erkeklerin stratejik yaklaşımının bazen aşkı idealize etmesi, gerçek sorunlardan kaçmak anlamına gelebilir. Aşkı çözüm olarak görme eğilimi, bazen duygusal karmaşayı ve ilişkilerdeki zorlukları göz ardı etmeye neden olabilir. Duygusal entelektüellik, kişisel gelişim ve iletişim eksiklikleri, basitçe “aşk”la geçiştirilemez. Aşk her zaman uzun vadeli bir çözüm sağlamaz, aksine bazen daha derin problemleri açığa çıkarabilir. Erkeklerin, aşkın gücüne aşırı güvenmeleri, gerçekçi bir perspektiften uzaklaşmalarına neden olabilir.

Kadınların Empatik ve İnsan Odaklı Perspektifi

Kadınların, genellikle insan odaklı ve empatik bir bakış açısına sahip olduğunu gözlemliyorum. Aşk, kadınlar için daha çok ilişki kurma, duygusal bağ kurma ve başkalarının hislerine saygı gösterme meselesidir. Bu bakış açısına göre, aşk, insanlar arasında daha derin ve anlamlı bağlar kurmayı vaat eder. Ancak burada da bir sorun var: Aşk, bazen aşırı idealize edilen bir duygu olarak toplumda kadınları zor durumda bırakabilir.

Kadınlar, genellikle başkalarının ihtiyaçlarına öncelik verir ve bu da zaman zaman kendi duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmelerine yol açabilir. Aşk, genellikle tüm bu fedakarlıkları içeren bir duygu olarak sunulur. Ancak, aşkla kurulan bu güçlü bağlar, bazen gerçek duygusal ihtiyaçları görememeyi ve idealize edilmiş bir ilişkinin peşinden gitmeyi teşvik edebilir. Bu da, kadınların kendi değerlerini ve bireysel kimliklerini kaybetmelerine neden olabilir. Aşkın, bu şekilde bireylerin duygusal bütünlüğünü ihmal eden bir kavram haline gelmesi, ciddi bir toplumsal sorun oluşturabilir.

Aşkın Zayıf Yönleri ve Tartışmalı Noktalar

Aşk olmalı, peki ya gerçekten olmalı mı? Toplumun aşkı bu kadar kutsallaştırması, aslında bu duyguya dair zayıf yönlerin gözden kaçmasına yol açabilir. Aşk, idealize edilmiş bir kavram haline geldiğinde, gerçekçi bir yaklaşımı da zorlaştırır.

Aşk, sadece tutku ve romantizmden ibaret değil. Bazen anlaşmazlıklar, kırgınlıklar ve güven sorunları ile de yüzleşmek gerekiyor. Aşkın toplumda idealize edilmesi, aşka dair beklentileri katlanılmaz derecede yükseltebilir. Bu da ilişkilerde hayal kırıklığına ve büyük duygusal zorluklara yol açabilir.

Toplumumuzda aşk, genellikle "her şeyin çözümü" gibi sunuluyor. Peki, bu kadar baskın bir şekilde aşkı aramak ne kadar sağlıklı? Gerçekten aşk olmadan bir hayat eksik mi kalır? Aşkın olmadığı bir ilişki ya da yaşam biçimi, değersiz mi olur? Aşk, bazen insanların kendilerini ve ilişkilerini sağlıklı bir biçimde değerlendirmelerine engel olabilir.

Provokatif Sorular: Aşk Gerçekten Her Şeyin Çözümü Mü?

Aşk, tüm sorunları çözen bir sihirli değnek mi yoksa aslında çoğu zaman hayatı daha karmaşık hale getiren bir duygusal tuzak mı?

Aşk, idealize edilen bir kavram olarak toplumda sürekli bir “olması gereken” haline mi geliyor? Yoksa bu toplum baskısı, insanların gerçek duygusal ihtiyaçlarını ve bireysel gelişimlerini gölgede bırakıyor mu?

Aşk olmadan yaşamak, gerçekten eksik bir yaşam mı? Yoksa duygusal bağımsızlık, sağlıklı bir birey olarak var olma hali, aşk kadar önemli mi?

Bu soruları tartışmak için merakla fikirlerinizi bekliyorum!